Üye Girişi!



AB ile Gümrük Birliği Görüşmelerinde Çelik Sektörü de Gündemde Olmalı

09.12.2016
Son dönemde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yaşanmakta olan gerilim, Avrupa Parlamentosu’nun müzakerelerin dondurulması kararını alması noktasına kadar ulaşmış bulunuyor. Büyük ümitlerle başlayan ve kısa süre içerisinde sonuçlanması beklenen AB’ye üyeliğimize ilişkin müzakere sürecinin, aradan geçen süre içerisinde ciddi bir ivme kazanamamış olmasının, bugün yaşanan anlaşmazlıkların temelinde yatan en önemli sorunlar arasında yer aldığı değerlendiriliyor.

İlişkilerin kopma noktasına gelmesi durumunda, Türkiye’nin mi Avrupa’nın mı bu kopmadan daha olumsuz yönde etkileneceğine ilişkin farklı görüşler öne sürülüyor. Türkiye’nin, olası Avrupa’dan çıkış ve müzakerelerin dondurulması senaryolarının neden olacağı maliyeti çalışmaya başladığı biliniyor.

Her ne kadar, oransal açıdan Türkiye’nin ithalatından daha yüksek oranda AB’ye ihracat yaptığı gibi bir durum sözkonusu ise de, değer açısından bakıldığında, AB ülkelerinden ithalatımızın ihracatımızdan % 30-40 civarında daha yüksek olduğu gözleniyor. Bu çerçevede, AB ile Türkiye arasındaki dış ticaret dengesi, tamamen Türkiye’nin aleyhine seyrediyor. İhracatının yarıya yakınını AB ülkelerine yapan Türkiye, ithalatının da %40 civarındaki bölümünü AB’den gerçekleştiriyor. Bir dönem yıllık 30 milyar dolara kadar çıkan ve 2015 yılında 15 milyar dolara gerileyen AB ile aramızdaki dış ticaret açığının, 2016 yılında 10 milyar dolar civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. Son 10 yıllık dönemde ise, AB ile aramızdaki dış ticarette AB lehine toplam 200 milyar dolar tutarında açık verilmiş olması, Türkiye ile mevcut ekonomik ilişkilerin sürdürülmesinin AB açısından önemini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Sözkonusu dengesizliğe rağmen, Türkiye’nin AB ile genel dış ticareti, çelik ürünleri dış ticaretine göre daha dengeli bir yapı sergiliyor. Özellikle 2007 yılından sonra AB’ye yönelik çelik ürünleri ihracatımızın azalması ve AB’den çelik ürünleri ithalatımızın artış eğilimi göstermesi neticesinde, 2012-2015 döneminde, Avrupa Birliği’nden gerçekleştirdiğimiz çelik ürünleri ithalatı, ihracatımızdan 4 milyon tona yakın daha yüksek seviyelerde gerçekleşmiş bulunuyor. 2015 yılında Türkiye’nin, yarı, yassı ve uzun ürünlerden oluşan demir çelik ürünleri ithalatının miktar açısından % 23’ünü, değer açısından % 37’sini AB bölgesinden yaptığı biliniyor. 2016 yılının ilk 10 aylık döneminde ise, toplam çelik ürünleri ithalatımızda AB’nin payının, miktar açısından %28, değer açısından, % 36’ya gerilediği anlaşılıyor. AB’nin demir çelik ürünleri ihracatımızdaki payı ise, miktar ve değer açısından % 18-20 aralığında seyrediyor.

1996 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) ile Serbest Ticaret Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana AB lehine seyreden çelik ürünleri dış ticaret dengesinin, 2012 yılında 3.4 milyar dolar açık ile en yüksek seviyesine ulaştığı gözleniyor. Değer açısından AB ile çelik ürünleri dış ticaretinde verdiğimiz açık, çelik fiyatlarının seyrine göre değişiklik gösterebiliyor. 2012 yılından sonra AB’den yapılan miktar yönünden ithalatta ciddi bir azalma gözlenmemiş olmasına ve ithalat yıllık 5.5 milyon ton civarında seyretmesine rağmen, global piyasalarda Çin faktöründen kaynaklı çelik fiyatlarındaki düşüşler nedeniyle, ithalat değerinin 4.5 milyar dolar seviyesinden, 2015 yılında 3.5 milyar dolar, bu yıl da 3 milyar dolar düzeyine gerilediği gözleniyor. Ticaret hacmindeki değişimler yanında, fiyat seviyelerindeki gerileme nedeniyle, 2012 yılında 3.4 milyar dolar seviyelerinde bulunan AB’den yaptığımız net çelik ürünleri ithalatının, 2016 yılında 1.6 milyar dolar düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Son 10 yıllık dönemde, Türkiye’nin AB’den yaptığı toplam net çelik ürünleri ithalatı, 28 milyar dolara ulaşmış bulunuyor.

AB ile yaşanmakta olan mevcut siyasi ve ticari anlaşmazlıklar dikkate alındığında, ekonomik ilişkilerin karşılıklı çıkarları dengeleyecek bir zemine oturtulması ihtiyacı, diğer sektörlere nazaran çelik sektöründe daha büyük bir aciliyet taşıyor. Mevcut durum itibariyle, AB’nin yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmaları ile diğer ülkelere getirmemiş olduğu devlet yardımlarını sınırlandırma yükümlülüğünü, Türkiye ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’na koymuş olması, bu aciliyeti daha da arttırıyor. Türk çelik sektörü, yeni kapasiteler için devlet desteği istemiyor. Ancak, yüksek katma değerli ve stratejik ürün üretimine yönelik yatırımlarına hiçbir destek alamaması, çelik sektörümüzün gelişmesini sınırlandırıcı bir fonksiyon icra ediyor. Bu yönü ile, Avrupa Birliği ile yapılacak, Gümrük Birliği’nin geleceği konusundaki görüşmelerde, çelik sektörünün beklenti ve ihtiyaçları ile AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması’nın da özellikle masaya yatırılmasına, katma değeri yüksek ürünlerin üretimine ve teknolojik dönüşüme imkân sağlayacak yatırımlara devlet desteği verilebilmesinin önünün açılmasına ihtiyaç duyuluyor. 

AB ile aramızdaki siyasi gerginliklerin azaltılması, üyelik perspektifi ile ekonomik alanda AB’ye verilmiş bulunan tavizlerin, karşılıklı çıkarları dengeleyecek ve her iki tarafın beklentilerini belirli ölçüde yansıtacak makûl bir çerçeveye oturtulmasına bağlı görünüyor.